LGBTİ

Benim Çocuğum bir aile filmi… LGBTİ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans, İnterseks) ailelerinin bir belgeseli aslında. Bugün bu belgeselin bize anlatmaya çalıştıkları üzerine konuşacağız… LGBTİ bireyleri daha iyi anlamaya, kendilerinin ve ailelerinin neler yaşadığını hissetmeye çalışacağız…

Ayrımcılık ve LGBTİ

Herkesin bildiği gibi günümüzün en büyük problemlerinden biri farklılıklara karşı ön yargılar ve bu ön yargıların sebep olduğu ayrımcılıktır. İçinde yaşadığımız toplumun bir çok kesiminde gerek etnik köken, din, meshep gerekse cinsiyet farkılılığından ötürü ayrımcı birtakım tutumlar, davranışlar ve söylemler söz konusudur.

Farklılıklarından ötürü toplum tarafından ön yargı ile yaklaşılıp ayrımcılığa maruz kalan,bir çok hak ve hürriyeti elinden alınan toplumun bir kesiti de LGBTİ bireylerdir. Son zamanlardaki farkındalık artışı ve ilerlemelere rağmen özellikle ülkemizde hala daha LGBTİ bireyler ayrımcılığa maruz kalıp yasal olarak tanınmıyor. Eşit medeni haklara sahip olamıyorlar. LGBTİ bireyler cinsiyet kimliklerini ya da cinsel yönelimlerini ifade edememekle birlikte, etseler dahi birtakım transfobik ya da homofobik saldıralara maruz kalıyorlar. Durum böyle olunca, toplum içinde gerekli yasal ve sosyal desteği alamayan LGBTİ bireylerle ilgili akla önemli bir soru daha geliyor.

LGBTİ bireylere dair ailelerinin tutumları ne yönde?

Bu önemli soru ile ilgili zihnimde birçok soru işareti vardı. Çünkü daha önce çocuğu LGBTİ birey olan birisi ile hiç iletişim halinde olmamış aynı zamanda bu konu ile ilgili herhangi bir kaynaktan bilgi almamıştım. Bu yüzden ‘’Benim Çocuğum’’ filmini izlemeden önce çocuğu LGBTİ birey olan ebeveynler hakkında kendi kafamda bir takım normalara sahiptim. Özellikle eğitim almamış ebeveynlerin böyle bir durumda çocuklarına destek vermeyip onları reddettiğini, onları hasta olarak etiketlediklerini tahmin  ediyordum. Buna karşın onları koşulsuz kabul eden, onlara destek sağlayan ebeveynlerin ise genellikle iyi eğitim almış, farkındalığı yüksek ebeveynler olarak düşünüyordum.

Filmin başında ilk olarak ebeveynlerin çocuk sahibi olacaklarını öğrendikleri zaman çocuğun cinsiyetine yönelik tutumları, kalıplaşmış düşünceleri aktarılıyor. Sonrasında çocukların ergenlik dönemine gelmesiyle bir takım farklılıkların ortaya çıkışı ve ebeveynlerin bu farklılıklara karşı gösterdikleri tutumlar çok açık bir şekilde ifade ediliyor. Herbiri anne baba olan kişilerin çocuklarıyla ilgili takındıkları farklılaşan tutumları belgesel boyunca görebiliyoruz.

Şule annenin homoseksüellikle ilgili doğru sandığı yanlışlar ve çocuğunun homoseksüel olması ihtimaline karşı sahip olduğu ciddi korku beni çok etkiledi. Pınar annenin, çocuğunun 2 sene boyunca transeksüel olduğunu kabul etmeyip kabul sürecini anlatırkenki duygu yüklü konuşması da aynı oranda etkileyiciydi.

Ebeveynlerin çocuğunu kabulü

Buna karşın, Nilgül ve Zeki çiftinin çocuklarının transeksüel oluşunu koşulsuz bir şekilde kabul edip, farkında oldukları ilk andan itibaren ona destek oluşları aslında kendi kafamdaki ebeveynler hakkındaki normumu destekler biçimdeydi. Çünkü Zeki ve Nurgül çifti iyi eğitim almış ebeveynlerdi. Fakat film ilerledikçe tüm ebeveynlerin eğitim farketmeksizin çocuklarını koşulsuz kabul edip onlara destek sağladıklarını gördüm. Bunun yanında  LGBTİ bireylerin haklarını nasıl savunduklarını görerek kafamdaki bu normu genellememem gerektiğinin farkına vardım. Filmde boyunca ebeveynlerin birtakım eğitimlere katıldığını, birbirlerine destek olup tecrübelerini paylaştığını görüyoruz. Çocuklar kadar ailelerin de bir dayanışma içinde olduklarının altı çizilmiş.

Ya benim çocuğum LGBTİ birey olsaydı?

Bir ruh sağlığı çalışanı olarak hayatım boyunca toplumun hiçbir kesimine yönelik ayrımcı bir tutum içerisinde olmamam gerektiğinin farkında olarak yaşamaya çalıştım. Koşulsuz kabul sınırlarımı geliştirmek üzere gerek kişisel gerekse topluma yönelik farkındalığımı arttırmaya ve hayat görüşümü bu temel üstüne kurmaya çabalıyorum.

Kendi kendime acaba benim çocuğum LGBTİ bir birey olsa bu durumda ne yaparım diye zaman zaman düşünmekten kendimi alamıyorum. Her ne kadar bu konuda farkındalığı yüksek bir birey olsam da içinde yaşadığımız toplumun baskısından çocuğumu nasıl koruyacağıma dair bir takım endişelere sahiptim. Çünkü toplumumuzun büyük bir kesimi hala daha LGBTİ bireyleri ‘hasta’ olarak etiketlemekte, gerek sosyal gerekse iş hayatında LGBTİ bireylere karşı ayrımcı tutum ve davranışlara devam etmekte.

Böyle bir toplum yapısında LGBTİ olan çocuğuma nasıl güvenli bir haya verebileceğim konusundaki cesareti ‘Benim Çocuğum’ filminden aldığımı söyleyebilirim. Ebeveynlerin birbirine destek oluşu ve bu konudaki çalışmalarını görmek geleceğe yönelik umudumu artırdı.

Filmde yer alan ebeveynlerin çocuklarının arkadasındaki sağlam duruşları beni çok etkiledi.Eğer bir ebeveyn çocuğunun arkasında durup toplumun ön yargılarına karşı ona destek verirse çocuklar da öz güvenleri gelişmiş ve kendi hak ve hürriyetlerini savunabilen bireyler olabiliyorlar.

Filmle birlikte LGBTİ bireylerin toplumda ön yargısız bir şekilde yer alabilmesi için özellikle ebeveynlere yönelik farkındalık çalışmalarının arttırılması gerektiğini görüyorsunuz. “Benim Çocuğum” filmini  ön yargılarınızla mücadele edebilmek için izlemelisiniz.

Bireylerin mutlulukları için yapmanız gereken tek şeyin onları oldukları gibi kabul etmek olduğunu bir kez daha göreceksiniz.

Koskoca dünyada o çocuklara da yer var…

Aile olarak benzer bir durumla karşılaşıldığında yapılacak en doğru şey bir aile terapisi desteği alarak çocuğun ve ailenin süreci nasıl yöneteceği ile ilgili destek almasıdır.

Aile terapisi ile ilgili detaylı bilgi için: https://www.senasoysal.com/aile-terapisi-istanbul/

Bir Cevap Yazın

Bültenimize katılın

Yeni içeriklerden haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakın.

Diğer 47 aboneye katılın