Size nasıl yardımcı olabilirim?
  • Çalışma Saatleri : 09:00 - 21:00

Mustang: Kadın Fabrikasından Çıkan Vahşi Atların Hikayesi

“Uyum göstermek, tüm kadınlar tarafından akılda tutulması gereken sarsıcı bir kavrayışa yol açar. O da şudur: Kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının istediklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar.”
Clarissa P. Estes

Annesi ve babası ölmüş, babaanne ve amcayla yaşamak zorunda kalan beş kız kardeşin hikayesini işleyen, 2015 yapımı feminist bir film Mustang. Filmin yönetmeni Deniz Gamze Ergüven toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yansımalarını her sahnede görmemizi sağlayan, izlerken öfke ve üzüntünün birbirine karıştığı, gerçekliğin doğallıkla buluştuğu bir kadın olma mücadelesini perdeye koymuş. Sinemada kadın yönetmen tarafından dişil dilin kullanımı ve kadın bakış açısını görmek için Mustang iyi bir yansıtıcı olarak sinema tarihindeki yerini almışa benziyor.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Nedir?

Erkek cinsiyeti ile kadın cinsiyeti arasında toplumsal yaşama katılma düzeyi açısından farklılıklar oluşur. Sayısal bakımdan eşit olmalarına rağmen iki cinsin toplumsal alanda temsiliyetleri farklılaşır. Toplumun gözünde erkek ilk planda yer alır, etkendir ve özne durumundadır. Bunun sonucu olarak para kazanma, aile ekonomisini kalkındırma görevleri erkeğindir. Mantıklı kararlar vermek zorunda olma, hiçbir koşulda duygusal olmama, ağlamama ve güçlü olma gibi iş bölümleri ve roller erkek olmakla özdeşleştirilir.
Diğer bir yandan ise kadın toplumda ikinci planda yer aldığı görülür. Edilgen konumdaki kadının iş bölümü kocasına ve çocuğuna bakmak, ev işleri yapmak, bazı durumlarda çalışmak iken toplumsal rolleri ise, duygusal, anaç, sevgi dolu, şefkatli, hassas ve itaatkar olmaktır.
Bu yükümlülükler kadının üzerinde erkeklere oranla daha çok baskı kurar çünkü kadının rolleri erkeğe göre hayatının her alanında daha pasiftir ve kadın erkeğe hizmet etmek için tasarlanmış bir araçmış gibi toplumdaki yerini alır. Bu durum gerek ev alanında gerek iş hayatında birbirinden farklı değildir.
Yetiştiğimiz kültür toplumsal cinsiyet algımızı şekillendirir. Kadın veya erkek olma kavramları toplum ile birlikte şekillenmektedir.

Tam da burada beş kız kardeşin kadın ve erkeğin asimetrik iktidar ilişkisinin adeta gözümüzü çıkaracak kadar bariz olduğu, çocukların çocuk olmasına izin vermeyi ahlak bozulması olarak tanımlayan bir köyde yaşadıklarını görüyoruz. Çocukların sıradan bir karne günü sonrasında “kızlı erkekli” denizde oynadıkları oyun köy halkı tarafından dedikodu malzemesi edilir ve kızların ahlaklarının bozulduğu, namuslarının elden gittiği söylentileri amca ve babaanneye ulaşır. Hikayenin can yakıcılığı burada başlıyor… Çocukların arkasında durmak yerine toplumsal baskıya yenik düşen ve hatta bu baskının daha sonra ta kendisi olduğunu anlayacağımız amca ve babaanne çocukları “kızlık zarı” muayenesine götürüyor. Ve tüm bunlarla birlikte her bir kızı daha fazla “baş belası” olmadan evlendirme kararı alıyorlar.

Yetişkinler çocukların özgürlük alanları kısıtlamaya dış dünya ile bağlantılarını keserek başlıyorlar. Dışarı çıkmaya izin yok, telefon- bilgisayar yok, kendi kıyafetlerini giymek yok! Bunun yerine çocukluktan kadınlığa geçme alıştırmaları var ve bu alıştırmalara köydeki komşular hocalık ediyor. Kadın olmanın yemek yapmak, yorgan doldurmak, cam silmek, ahlaklı olmak, kocasının istediğini yapmak olarak tanımlandığı bir kadın fabrikası kuruluyor. Film boyunca “görücüye çıkmak”, “sunulmak”, “istenmek” kavramları sıkça vurgulanıyor ve kadının pasifize edilişinin ve nesneleştirilmesinin altı defalarca çiziliyor.

Babaanne karakterinin ataerkil düzenle kendi vicdanı arasında sıkışmış biri olarak tanımlandığını filmin içinde birkaç yerde görüyoruz. Aslında aldığı kararların temelinde çocukları koruma isteğinin var olduğunu ancak bu korumayı bir erkek otoritesi olmaksızın hayal edemediğini fark ediyoruz. Filmin bir sahnesinde kızların amcanın tacizine maruz kaldığını anlıyoruz. Ve maalesef çocuklar bu cinsel tacizi ne birbirleriyle ne de yetişkin biriyle paylaşabiliyorlar. Yani aslında dış dünyada yaşanacakları kontrol altına almaya çalışırken tüm o korkulan durumların evin içinde yaşandığını ve babaannenin de bu yaşananları bildiği için çocukları bir an önce evden uzaklaştırmaya çalıştığını gözlemliyoruz.

Liberal feminizme örnek olabilecek bir karakter olan Emine Teyze de babaanenin kızları koruma çabasına eşlik etmeye çalışarak filmin en cesur hamlelerinden birini yapıyor. Film boyunca kadının yerinin ev olduğu, sosyal yaşama katılanın ise yalnızca erkek olduğu bir ataerkil düzen sıkça karşımıza çıkıyor.

Ve biz film boyunca beş kız kardeşin ataerkil düzene karşı kendilerince verdikleri özgürleşme mücadelesini izliyoruz. Bu mücadele boyunca ödenen bedeller kiminin hayatına, kiminin hayatını yaşayış biçimine ama hepsinin dağılıp parçalanmasına sebep oluyor. Hayatlarını evlilik yoluyla kontrol etmek isteyen koruyucu ebeveynler tarafından çocuk gelin yapılan her genç kadın toplumsal bir yaradır aslında. Mustang bu yaraya dokunabilmiş ve toplumsal farkındalığın canlanması için elini taşın altına koyabilmiş bir film. Dışlanmış, sürgüne uğramış bu kız çocuklarının hikayesi sizi derinden sarsacak!

Author: Ataşehir Klinik Psikolog

Uzman Klinik Psikolog Sena Soysal, Ataşehir'de ergen, yetişkin, çift-aile, cinsel terapi alanlarında danışan görmekte ve klinik çalışmalarını sürdürmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

You may use these <abbr title="HyperText Markup Language">HTML</abbr> tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*